Parça Pizza

Parça Pizza Blog

Açıköğretim programları ikiye ayrılıyor. Birinci grup, kontenjan sınırlaması olan programlar.Bu programlara yerleşebilmek için bazı puan barajlarını aşıp diğer adaylarla rekabet etmek gerekiyor. Kontenjan sınırlaması olmayan  açıköğretim lisans ve önlisans programlarına yerleşebilmek için ÖSS’ye girmek ve puan türlerinin herhangi birinden 145’i geçmek gerekiyor. Bunun için de 12 net yapmak yeterli.

2008 ÖSS’de 195 bin 020’si lisans, 130 bin 318’i önlisans olmak üzere toplam 325 bin 338  aday kontenjansız açıköğretim programlarına girdi. İşletme ve kamu yönetimi en çok tercih edilen bölümler oldu. Ardından çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri, iktisat ve maliye bölümleri geldi.
Önlisans programları arasında halkla ilişkiler ve reklamcılık ilk sırada yer aldı. Bu programları ilahiyat önlisans programı takip etti.
Açıköğretim programlarına yerleşenlerin yarısından fazlası lise mezunları.
Lisans programlarında ikinci büyük kitle üniversite öğrencileri iken, önlisans programlarına yerleşenler arasında daha önceden üniversiteye yerleşip sonradan kaydı silinmiş olanlar ikinci sırada yer aldı.
Diğer taraftan 20 bin 777 üniversite mezunu açıköğretim programlarına yerleşti.
AÖF lisans programlarına yerleşenlerin yüzde 5,6’sı 24. tercih olarak yerleşti. Tercihleri arasında açıköğretimi 24’üncü sırada tercih edenler çoğunlukla ÖSS’ye örgün bir yükseköğretim programı kazanmak hedefi ile girip, tercih yaparken ‘açıkta kalmamak’ için açıköğretim programlarını son sırada yazanlar

Bölümleri tanıyalım

Mekatronik Mühendisliği
Liselerin fen bilimleri alanından mezun olanların alan-içi olarak yerleştikleri mekatronik mühendisliği bölümlerine, 2008 ÖSS’de alan dışı olarak yerleşen hiç aday yok. Tüm kontenjanların dolmuş olması gençler arasında ilgi çeken bu bölümün yoğun şekilde tercih edildiğini gösteriyor. Liseden mezun olup sene kaybetmeden yerleşenlerin oranı yüzde 34.
Bu oranın, tıp ve bazı gözde mühendislik bölümlerinden daha düşük olması, mekatronik mühendisliği bölümlerinin görece daha az tercih edilen bölümler olduğunu gösteriyor. Ancak, 4 bölüm birinciliği kontenjanına da okul birincilerinin yerleşmiş olması, başarılı öğrencilerin bu bölüm ile ilgili fırsatları kaçırmayı göze almadıklarına işaret ediyor.
Mekatronik bölümlerine yerleşen adaylar arasında erkek öğrencilerin sayısı oldukça fazla. Her 10  yerleşenden 4’ü Anadolu liselerinden, 1’i ise fen liselerinden mezun olan öğrenciler.
Ülke genelinde 501 aday ilk tercih olarak mekatronik mühendisliği bölümünü yazdı.
Bu adaylardan ancak 33’ü ilk tercihine yerleşti. 252 kontenjan için, tercih formlarında 4bin 660 tercih yapıldığını düşünürsek, bir kontenjana 18,5 talep olduğu ortaya çıkıyor.
Kontenjan başına en çok talep göre mekatronik mühendisliği bölümü Bahçeşehir Üniversitesindeki burslu program. Ortalama en ön sırada  tercih edilen program ise Kocaeli Üniversitesi’ndeki ikinci öğretim programı.

Çift Katlı İntegral
Tercih dönemi başından beri bana fikir danışmaya gelen adayların ve ailelerinin en sık sorduğu soru “Hangi üniversite iyidir?” oluyor. Bu sorunun diğer türevleri olan “A üniversitesi mi iyidir, yoksa B üniversitesi mi?” ya da “Vakıf üniversitesi mi, devlet üniversitesi mi?” soruları ardı ardına geliyor. Beni en çok rahatsız eden şey üniversitelere iyi ve kötü sıfatının yakıştırılması. Böyle bir değerlendirme yapabilmek için öncelikle üniversite kavramını iyi anlamak gerek.
Değerli adaylar, üniversiteler liselerden farklı ortamlardır. Liselerde öğrencinin arkasından koşulur. Öğrencinin lisede derse girmemek gibi bir lüksü yoktur, disiplin lise tarafından gözetilir. Üniversiteler ise öğrenciye özgür bir ortam sunar. Öğrenci isterse derse devam eder, isterse etmez. Kimse ona neden derse girmiyorsun demez. Öğrencinin kendi sorumluluğunu bilerek kendi kendini disipline etmesi beklenir.  Bu, zaten öğrencinin mezun olduktan sonra içine gireceği iş yaşamının ilk kuralıdır.
Derslere devamdan yola çıktık. Ama günümüzde üniversite eğitimi sadece derse girip çıkmak demek değildir. Öğrencinin dersler dışında da kendisini geliştirebiliyor olması gerekmektedir. Çünkü artık mezuniyet sonrasındaki bir iş mülakatında üniversite mezununa “hadi bakalım şu çift katlı integrali al” diye bir soru sorulmamaktadır. Mezunun “oturmasına kalkmasına” bakılmakta, üniversite sırasında nerede staj yaptığı, yurtdışı tecrübesi (Erasmus) olup olmadığı, öğrenci asistanlık yapıp yapmadığı, sosyal sorumluluk projelerinde görev alıp almadığı, öğrenci kulüplerinde yürüttüğü faaliyetler, en son okuduğu kitaplar, izlediği filmler, dinlediği müzikler vb şeyler sorulmaktadır. İş mülakatlarında mezunun ders bilgileri dışında söyleyecek başka bir şeyleri olması da beklenmektedir.
İşte bu noktada iyi-kötü üniversite kıyaslamasını kabullenebilirim. Hangi üniversite öğrencilerini derslerin yanı sıra hayata daha iyi hazırlıyorsa, o üniversiteyi önde görebiliriz.
Tercihlerinize son şeklini vereceğiniz önümüzdeki günlerde, üniversiteleri değerlendirip ve son kararınızı verirken yukarıda bahsettiğim konulara dikkat etmenizi öneriyorum.
Unutmayın, üniversite deniz gibidir. Herkes elindeki kovayı kullanmak istediği ölçüde kullanır ve denizden faydalanır. Tabii denizin vermek istediği su ölçüsünde…

Parçapizza.com

Web bilgi alanı.

Etiketler:

Yorumsuz Bırakırsan Pizza Yok

Subscribe to Parça Pizza